“Bende şans olsaydı başarılı olurdum!”
“Zaten ben kim, bu işleri yapmak kim!”
“Ya mükemmel yap ya da hiç yapma!”
“Tamam tamam, kararlıyım. Yarın kesin başlıyorum!”
Bu cümleler size tanıdık geldiyse bilin ki YALNIZ DEĞİLSİNİZ.
Hazırlanın! Ertelemenin, mükemmeliyetçiliğin, hayal kırıklığına kapı açan vesveselerin, plansızlığın, başarısızlık korkusunun ve bunun gibi tüm zihinsel sabotajcıların inine giriyoruz!
Kişisel Gelişim Uzmanı Canten Kaya, “Harekete Geç / Kendini Sabote Etme” kitabında, zihnimizin ka-ranlık kuyularına bizleri davet ediyor ve bu kuyulardan çıkış yolları için psikolojik teknikler sunuyor.
Ertelemeden başlamak, mükemmeli beklemeden yola çıkmak, deneyim kazanmak konusunda daha cesur olmak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Hayatımızı sabote eden o sinsi düşmanı tanımaya başlıyoruz: ZİHNİMİZİ!
BU KİTABI NEDEN OKUYALIM?
Başlamak için motivasyon beklemenin, hayalleri sinsice erteleyen tehlikeli bir alışkanlık olduğunu etkileyici biçimde anlatır.
Kısa vadeli rahatlıkların, uzun vadede insanın potansiyelini nasıl çürüttüğünü günlük hayattan örneklerle gözler önüne serer.
İç konuşmaların davranışları nasıl yönettiğini gösterir ve zihinsel dönüşüm için farkındalık kazandırır.
İrade kasının geliştirilebileceğini anlatır ve değişimin sanıldığından daha kolay olduğunu hissettirir.
Bahanelerin arkasına saklanan korkuları görünür hâle getirir ve yüzleşme cesareti kazandırmayı hedefler.
Sürekli ertelemenin öz saygıyı nasıl zedelediğini anlatır ve kendine güveni yeniden inşa etmeyi destekler.
Ertelemenin karakter değil, yönetilebilen duygusal bir döngü olduğunu bilimsel temellerle anlaşılır biçimde açıklar.
EDİTÖRÜN KALEMİNDEN
Kıymetli yazarımız Canten Kaya’nın bir önceki kitabı Sınırını Çiz / Kendi Kul Hakkına Girme birçok kişiye rehber oldu. Aynı şekilde yazarımızın Harekete Geç / Kendini Sabote Etme kitabı da en az üstte sözünü ettiğim kitap kadar dönüştürücü güce sahip bir çalışma.
Canten Kaya, eserde, insanın neden harekete geçemediğini anlatırken onu “tembel”, “iradesiz” ya da “başarısız” olarak adlandırmıyor. Aksine, insan zihninin nasıl çalıştığını, korkunun nasıl davranışa dönüştüğünü, ertelemenin nasıl görünmez bir bağımlılık hâline geldiğini son derece insani bir yerden anlatıyor. Dolayısıyla sayfalar ilerledikçe insan kendini eleştirilmiş değil, anlaşılmış hissediyor.
Dosyanın daha ilk sayfalarında yer alan “Başlarken” kısmını okurken uzun süre durup düşündüğümü hatırlıyorum. Çünkü yazar, kendi hayat hikâyesini anlatırken okuyucuya gösterişli bir başarı öyküsü sunmuyor. Kekemelikle geçen çocukluğunu, korkularını, iç sesiyle verdiği mücadeleyi, yıllarca taşıdığı görünmez yükleri içten bir dille ortaya koyuyor. Özellikle “İnsan, kendi potansiyelini kilit altına alan gardiyan hâline gelebiliyor” fikri, kitabın omurgasını oluşturan en güçlü cümlelerden biri bence. Zira çoğu insanın hayatındaki en büyük engel dış dünyadan ziyade kendi zihninin içinde büyüttüğü “Yapamazsın” sesi oluyor.
Kitap boyunca sık sık şu gerçekle karşılaşıyoruz: İnsan çoğu zaman başarısız olduğu için değil, yapması gereken işe “başlayamadığı” için kaybediyor.
“Erteleme” konusu kitapta çok katmanlı biçimde ele alınıyor. Kaya, ertelemeyi bir “zaman yönetimi problemi” olarak değil, duygusal bir kaçış biçimi olarak aktarıyor. Çünkü burada mesele ajanda kullanmak, hedef listesi yapmak ya da alarm kurmak değil; mesele, insanın neden kendi potansiyelini ortaya koymaktan kaçtığını anlayabilmesi.
Kitabın bir diğer dikkat çekici tarafı ise bilimsel verilerle insani anlatımı dengeli biçimde bir araya getirmesi. Dopamin sistemi, dikkat mekanizması, ödül döngüsü, alışkanlık oluşumu, öz şefkat, iç konuşma gibi kavramlar; akademik dilin mesafeli ve soğuk yapısından ziyade hayatın içinden örneklerle anlatılıyor.
Bunlarla birlikte kitabı değerli kılan şey, problemi anlatıp orada bırakmaması. Her bölümün ardından insanın eline somut bir yol haritası veriliyor. Çünkü insan bazen büyük değişimleri dev kararlarla değil, küçük ama sürekli adımlarla başlatıyor.
Dosyayı düzenlerken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de yazarın dili oldu. İnsan metni okurken “Bunu, yaşayan biri anlatıyor” duygusunu kaybetmiyor. Bu da metni çok daha sahici bir yere taşıyor.
Son sayfalara gelindiğinde ise insanın zihninde şu cümleler yankılanıyor:
“Hazır olmayı bekleme. Çünkü bazen insanın hayatını değiştiren şey, kendini hazır hissettiği an değil; korkmasına rağmen attığı ilk adımdır.”
Zamanın en kıymetli hazine olduğu gerçeğini ve motivasyonun çoğunlukla işe başladıktan sonra geldiğini hiç unutmamamız dua ve temennisiyle…