Çocuklar sıkı durun!
Bayıldığınız mangalar serisine muhteşem bir kitap katılıyor!
Mini minicik Ayşecik, “İyilik Savaşçısı” kostümlerine bayılıyor ama bir sorun var:
Bu kostümler artık ona olmuyor!
Ayşe ise bu “özel ve pahalı” eşyalarını kimseye vermek istemiyor.
Anlayışlı bir anne, sevgi dolu bir üvey baba ve gıcık bir üvey abla…
Bakalım Ayşe sadaka vermenin güzelliğini öğrenebilecek mi hikâyenin sonunda?
BU KİTABI NEDEN OKUYALIM?
Sadakayı çocuk kalbine dokunan sıcak bir hikâyeyle tanıtır, paylaşmanın mutluluğunu eğlenceli sahnelerle hissettirir.
Paylaşmanın kayıp değil, kazanç olduğunu çocukların dünyasına uygun bir anlatımla sahici deneyimler üzerinden gösterir.
Aile içi diyaloglar, sadaka bilincinin ev ortamında nasıl geliştiğini açık biçimde yansıtır.
Hikâye, çocuklarda empati duygusunu güçlendirerek başkalarının ihtiyaçlarını fark etmelerini sağlar.
Kitap, sadakayı çocukların hayatına uygulanabilir ve anlamlı bir değer olarak yerleştirir.
EDİTÖRÜN KALEMİNDEN
Bir çocuğa sadakayı anlatmak; “vermek” fiilinin ötesinde, vazgeçmeyi, paylaşmayı, güvenmeyi ve Allah’a teslim olmayı anlatmak demektir. Ayşe / Bir Sadaka Mangası, tam da bu zor ama çok kıymetli alanın içine, incelikle ve sevgiyle giren özel bir eser.
Ayşe’yi artık tanıyoruz. O; düşünen, sorgulayan, itiraz eden, kırılan, kızan ama kalbi tertemiz bir çocuk. Serinin önceki kitaplarında dua ederken sabırsızlanan, namazın anlamını merak eden, Kur’an öğrenirken zorlanan Ayşe; bu kitapta bizi başka bir eşikle buluşturuyor: Sahip olduklarını başkalarıyla paylaşma eşiği.
Ve bu eşik, bir çocuk için hiç de kolay değil.
Çünkü Ayşe’nin kıyafetleri sadece bir kıyafet değil. Onlar anı, heves, istek, emek ve “benim” duygusuyla yüklü. Üstelik “İyilik Savaşçısı” gibi çok sevdiği, özel ve sınırlı üretim eşyalar… Bir çocuğun dünyasında bunlardan vazgeçmek, yetişkinlerin sandığı kadar basit değil.
Bu kitap, sadakayı bir görev listesi gibi sunmuyor. “Şunu ver, bunu ver, sevap kazan” diliyle ilerlemiyor. Ayşe’nin itirazlarına, korkularına ve endişelerine alan açıyor. “Ya verdiğim eşyalar iyi kullanılmazsa?”, “Ya ben fakir olursam?”, “Ya bir gün yine istersem?” gibi sorular; pek çok çocuğun zihninde dolaşan ama çoğu zaman dillendirilmeyen sorular. Bir Sadaka Mangası, bu soruları bastırmak yerine görünür kılıyor.
Ebeveyn figürleri ise bu noktada kitabın omurgasını oluşturuyor. Ayşe’nin annesi ve babası, öğretici bir kürsüden konuşmuyor. Ayşe’yi zorlamıyor, utandırmıyor, korkutmuyor. Sabırla dinliyorlar, açıklıyorlar, bekliyorlar; en önemlisi de örnek oluyorlar. Çünkü bu hikâyede sadaka sadece sözle anlatılmıyor, yaşanıyor. Anne-babanın davranışları, Sare’nin tutumu, gece pazarında yaşanan sahneler… Hepsi sadakanın ne kadar geniş bir anlam alanı olduğunu çocuğun kalbine yavaş yavaş yerleştiriyor.
Ayşe’nin bu fark edişi ise bir anda olmuyor, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Küçük sarsıntılarla, kıskançlıklarla, öfkeyle, gözyaşıyla ve düşünmeyle şekilleniyor. Bu da kitabı son derece gerçek kılıyor. Okur, Ayşe’yle birlikte düşünüyor; onunla birlikte direniyor, onunla birlikte yumuşuyor.
Ayşe / Bir Sadaka Mangası, aynı zamanda ebeveynler için de çok kıymetli bir rehber. Çocuklara yardım etmeyi anlatırken hangi dilin incittiğini, hangisinin iyileştirdiğini gösteriyor. Manevi değerlerin baskıyla değil; ilişkiyle, örnekle ve sabırla aktarılabileceğini hatırlatıyor.
Özetle, bu kitap şunu söylüyor:
Bir çocuk vermeyi öğrenirken önce güvende hissetmelidir.
Allah’ın ona tayin ettiği rızkın eksilmeyeceğine kalbiyle inanmalıdır.
Ve en önemlisi, sevildiğini bilmelidir.
Keyifli okumalar dilerim.