Türkiye’de ilk defa gelin-kaynana psikolojisini, uzman bir gelin ve kayınvalide yazdı!
Yıllardır konuşulamayanlar, içe atılanlar, yanlış anlaşılanlar ilk kez aynı sayfalarda buluşuyor.
Gelinler, kayınvalidesinin psikolojisini okurken kendilerini görecekler. Kayınvalideler, gelininin duygu dünyasına bakarken kalplerinin yumuşadığını fark edecekler.
Gelinler kayınvalidelerinden ne isterler?
Yeni kurdukları yuvalarında nasıl bir ilişki beklerler?
Peki, kayınvalideler?
Onların oğullarıyla kurduğu ilişkiye dair beklentileri, duaları, hayalleri nelerdir?
“Kaim valide” Dr. Fazilet Özer ve “Gelin” Şeymanur Özer, gelin-kayınvalide ilişkisinin konuşulmayan taraflarını masaya yatırıyor, bu ilişki sonunda tatlıya bağlanıyor!
BU KİTABI NEDEN OKUYALIM?
• Gelin–kayınvalide ilişkisinde yıllardır normalleşmiş kırgınlıkların altında yatan gerçek duyguları anlaşılır kılıyor.
• “Kötü kaynana”, “huysuz gelin” gibi ezberlerin ilişkilere nasıl zarar verdiğini fark ettiriyor.
• Kayınvalidelerin görünmeyen kırılganlıklarını, yer kaybetme korkularını ve anlaşılma ihtiyaçlarını anlamaya yardımcı oluyor.
• Gelinlerin yaşadığı sınır kurma, yanlış anlaşılma ve sürekli ölçülme hissini gerçekçi bir yerden ele alıyor.
• Erkek çocuk anneliğinin psikolojik tarafını, toplumsal kodlarla birlikte değerlendiriyor.
• Anne–oğul ilişkisinde bağlılık ile bağımlılık arasındaki ince çizgiyi fark ettiriyor.
• Sevgi ile kontrol etme ihtiyacının birbirine nasıl karışabildiğini gösteriyor.
• Gelin–kayınvalide çatışmalarının altında çoğu zaman kötü niyetten çok yanlış yorumlanan davranışların olduğunu ele alıyor.
• Kayınvalidelerin zihninde oluşan “beni istemiyorlar”, “oğlum elimden gidiyor” gibi düşüncelerin psikolojik arka planını anlatıyor.
• Bilişsel çarpıtmaların aile ilişkilerini nasıl zorlaştırdığını gündelik hayat örnekleriyle ele alıyor.
• Sınır koymanın uzaklaşmak değil, sağlıklı ilişki kurabilmek olduğunu düşündürüyor.
• Müdahale etmek ile destek olmak arasındaki farkı fark ettiriyor.
• “Tanık olmak” kavramı üzerinden kayınvalideliğe yeni bir bakış açısı kazandırıyor.
• İlişkilerde niyet okuma, kişiselleştirme ve felaketleştirme gibi düşünce hatalarını sade bir dille ele alıyor.
• Aile içinde huzurun yalnızca sevgiyle değil, sağlıklı sınırlarla da kurulduğunu gösteriyor.
• “Kaynana olmak” ile “kayınvalide olmak” arasındaki duygu ve yaklaşım farkını düşündürüyor.
EDİTÖRÜN KELMİNDEN
“Bu mesele aslında hiç de düşündüğümüz gibi değilmiş…” cümlesini zaman zaman hayatın içinde konumlandırırız. Özellikle de bazı ilişkiler için… Gelin-kayınvalide ilişkisi de biraz böyle galiba. Daha ortada yaşanmış bir problem yokken bile taraflar, zihinlerinde çoktan birbirlerinin rollerini yerleştirmiş oluyor. Kayınvalide denince başka bir yüz ifadesi beliriyor, gelin denince bambaşka… Sanki herkes birbirinden korunması gereken taraflar gibi…
Bir de yıllardır tekrar edilen o sözler var tabii:
“Kaynanayı kaynar kazana atmalı…”
“Leylek bacaklı gelin…”
Bunlar bazen şaka gibi söyleniyor ama insan fark etmese de bilinç dışına işleniyor. Daha ilişki başlamadan araya görünmez bir mesafe giriyor.
Tam da bu toplumsal empozelerin ortasında, aile danışmanı olan bir gelin ve kayınvalidenin birlikte kaleme aldığı “Gelin Kaynana Psikolojisi”ni yayıma hazırlarken içimde oluşan his tam da şu oldu: Birçok kavganın altında gerçekten kötü niyet değil, yanlış okunmuş duygular var.
Mesela bir kayınvalidenin sık aramasının altında her zaman müdahale etme isteği olmayabilir. Bazen bu sadece yılların getirdiği basit bir alışkanlıktır aslında. İnsan, hayatının merkezinde duran oğlunun artık başka bir düzen kurduğunu kabullenmeye çalışırken ne kadar yaklaşacağını, ne kadar geri duracağını kestiremeyebilir. Dışarıdan bakıldığında müdahale gibi görünen bazı davranışların altında çoğu zaman bu acemilik yatar.
Gelin tarafında ise bambaşka duygular çalışır. Yeni bir hayatın içine giren bir kadın var orada… Kırmadan kendi alanını kurmaya çalışan, saygılı olmakla kendini korumak arasında ince bir yerde duran bir kadın…
Kitap boyunca hoşuma giden şeylerden biri de buydu sanırım: Taraflardan birini tamamen haklı çıkarmaya çalışmıyor. Ne “bütün kaynanalar kötü” ne de “tüm gelinler çok hassas” deyip meseleyi geçiştirmiyor. Çünkü gerçek hayat öyle işlemiyor. İnsan ilişkileri siyah beyaz ilerlemiyor. İyi niyetin içine kırgınlık karışabiliyor. Sevginin içine korku karışabiliyor. Bazen insan, en çok sevdiği kişiyi farkında olmadan yorabiliyor.
Özellikle annenin, oğlunun evlenmesinden sonra yaşadığı o “yer değiştirme” hissini okuduğunuzda birçok şeyi farklı gözle değerlendirmeye başlıyorsunuz. Çünkü bazı kadınlar için annelik yıllarca hayatın merkezinde duran çok güçlü bir bağ. Ve çocuğu, kendi hayatını kurduğunda ne yapacağını bilemeyebiliyor… Aynı şekilde gelin tarafındaki çıkmazı da gösteriyor satırlar. Sürekli ölçülmekten, yanlış anlaşılmaktan, her davranışının farklı yorumlanmasından yorulan kadınları da…
Bir editör olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, kitap boyunca en çok şunu fark edeceksiniz: Çoğunlukla problem gerçekten söylenen şeyler olmuyor; söylenmeyen kırgınlıklar, yanlış yorumlanan davranışlar ve herkesin birbirini kendi yarasından okuyuşu…Ve kitabı bitirdiğinizde şu soruyla baş başa kalacaksınız: “Acaba ben karşımdaki insanın davranışını mı görüyorum, yoksa o davranışın bende bıraktığı duyguyu mu?”
Ben inanıyorum ki herkes birbirinin ne yaşadığını biraz daha anlayabilse birçok şey değişecek. Gelin ve kayınvalide ilişkileri de nefeslenip çiçek açacak. Nice çiçekli yollarınız olsun.
Sevgiyle ve anlayışlı kalın…