Gölgesi Yetmez
Gölgesi Yetmez
Gölgesi Yetmez
Gölgesi Yetmez
Gölgesi Yetmez
Gölgesi Yetmez

AİLE YAYINLARI

Gölgesi Yetmez

5 İş günü içinde teslimat
Paylaş:
Hemen Al
WhatsApp
SEPETE EKLE
Kendinizle, eşinizle ve evladınızla sağlıklı bir bağ kurmaya hazır mısınız?
Doksan dokuz gün sürecek içsel yolculuk önerileri ve ailece uygulayabileceğiniz bağlanma temelli oyun ve etkinlikler, manevi bağınızı güçlendirecek esma dualarıyla harmanlanıyor. Bağlanma Günlüğü, duygu ve düşüncelerinizi kayıt altına alabileceğiniz ‘günlük’ formatıyla içinizdeki tüm bağları güvenli bir limana yanaştırıyor. Haydi o zaman aşk ile niyet ettik niyet eyledik; değişime, gelişime, ailece güzelleşmeye…
İncelediğiniz ürün ile birlikte bu ürünler de sepetinize eklenecektir!
Avantajlı Toplam
%35
Ürün Açıklaması
BABALAR EVDE AMA ASLINDA YOKLAR!
Tarihinin hiçbir döneminde babaların ekran sorunu yoktu. 
Eskiden babalar duygusal olarak belki uzaktaydı, belki sertti, belki az konuşurdu ama en azından eve geldiklerinde gerçekten evde olurlardı.
Bugünün babası ise evde ama yok, koltukta ama uzakta, çocuğunun yanında ama duygusal olarak ulaşılamaz bir yerde. Gözleri çocuğunda gibi ama aslında ekrandaki hayatlarda.
İşte bu kitap, eskiden “Gölgesi yeter” denilen babaların aslında gölgelerinin yetmediğini, çocukların sağlıklı büyümek için “babalar gibi” babalara ihtiyaç duyduğunu, babalığın eve para getirip sonra da tüm akşam ekran kaydırmak olmadığını anlatmak için kaleme alındı.
Çünkü kabul edelim ki hiçbir babanın sadece Gölgesi Yetmez!
Eli, sesi, emeği, sevgisi, kucağı, varlığı da gerekir.


Neden Okuyalım?
Babalığın yalnızca sorumluluk almakla değil, çocuğun hayatında hissedilen bir varlık olmakla da ilgili olduğunu fark ettirir.
Bir çocuğun babasından gerçekte ne beklediğini, neyi özlediğini ve neye ihtiyaç duyduğunu yeniden düşündürür.
Çocukluk yıllarının yetişkinlikteki anne-babalık tutumlarını nasıl etkilediğini gösterir.
Kişinin kendi babasıyla kurduğu ilişkinin, bugün evladıyla kurduğu ilişkiye nasıl yansıdığını anlamasına yardımcı olur.
Geçmişten taşınan yüklerle yüzleşirken aynı zamanda yeni bir yol açabilmenin mümkün olduğunu hatırlatır.
Babalığı kusursuzluk üzerinden değil, öğrenme ve gelişme yolculuğu üzerinden ele alır.
Çocukla ilişki kurmanın, çocuk yetiştirmekten çok daha büyük bir anlam taşıdığını gösterir.
Teknolojinin aile ilişkileri üzerindeki etkilerini fark ettirir.
Çocukların çoğu zaman nasihatten çok ilgiye, oyuncaktan çok ilişkiye ihtiyaç duyduğunu hatırlatır.
Bir çocuğun hafızasında kalan şeyin çoğu zaman yapılan fedakârlıklar değil, yanında hissettiği duygular olduğunu gösterir.
Çocukların mükemmel ebeveynler değil, güven veren ve ulaşılabilir ebeveynler aradığını fark ettirir.
Çocuğun kalbinde nasıl yer edinileceği üzerine samimi ve düşündürücü bir perspektif sunar.
Anne babalara yalnızca ne yapmaları gerektiğini değil, çocuklarının hayatında nasıl bir iz bırakmak istediklerini de sorgulatır.
Aile içinde kurulan ilişkinin, çocukların geleceğine bırakılan en büyük miraslardan biri olduğunu hatırlatır.

Editörün Kaleminden
Bize uzun yıllar boyunca babaların gölgesinin yeterli olduğu söylendi. Bir babanın evde olması, çalışması, ailesinin ihtiyaçlarını karşılaması, çocuklarının arkasında dağ gibi durması çoğu zaman iyi babalığın tarifi olarak kabul edildi. Belki bir dönemin şartları içinde bu tarifin karşılığı da vardı. Fakat insan büyüdükçe, çocukları gözlemledikçe ve çocukların dünyasına biraz daha yakından baktıkça başka bir şeyi fark ediyor. Bazı çocukların babaları vardı ama özlemleri de vardı. Bazı çocuklar babalarının yanında büyüdü ama onlara ulaşamadı. İşte Gölgesi Yetmez’i yayıma hazırlarken zihnimde ilk dolaşan düşüncelerden biri bu oldu: Bir çocuğun ihtiyacı yalnızca babasının varlığı değil, o varlığın hissedilmesi.
Bu kitabı okurken bazı satırlarda durup uzun uzun düşündüm. Bazen bir paragrafı bitirip sayfayı çeviremedim. Bazen de okuduklarım beni yıllar öncesine, kendi çocukluğuma, babama ve dahi tanıdığım tüm babalara, yanı başımdaki çocuklara götürdü. Zira insan babalık üzerine yazılmış bir kitap okurken çoğu zaman babaları düşünür. Ben ise bu kitabı okurken sık sık o güzelim çocukları düşündüm. Bir çocuğun babasından ne beklediğini… Daha doğrusu ne beklemediğini… 
İsmail Tongar’ın yıllardır eşiyle birlikte aile üzerine yaptığı çalışmaların içinde babalara özel bir yer açma isteği bu kitapta çok belirgin hissediliyor. Bunun yanı sıra Tongar, babalıktan da bir makam gibi bahsetmiyor. Bir görev listesi de sunmuyor okuruna. İdeal babanın nasıl olması gerektiğini sıralayan maddelerle de hiç karşılaşmıyorsunuz. Bunun yerine sizi kendi hayatından, kendi çocukluğundan, kendi babalığından geçen samimi bir yolculuğa davet ediyor. Bir yandan 1939 doğumlu babasının sessizliğini anlatırken diğer yandan kendi oğluna ilk kez sarılırken yaşadığı iç gerilimi paylaşıyor. Bir yandan geçmiş kuşakların taşıdığı yükleri anlamaya çalışırken diğer yandan bu yükleri çocuklarına aktarmamaya çalışan bir babanın çabasına şahit oluyorsunuz.
Sanırım kitabın en güçlü taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Çünkü sayfalarda kusursuz bir baba görmüyorsunuz. Öğrenen, yanılan, bazen ne yapacağını bilemeyen, bazen korkan, bazen yetersiz hisseden ama bütün bunlara rağmen çocuğuna ulaşmaya çalışan bir babayı görüyorsunuz. Bir insanın kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiye tanıklık ediyorsunuz. Tongar’ın babasından aldığı mirası fark etmesine, o mirasın içindeki güzellikleri sahiplenmesine, eksik kalan yerlerle yüzleşmesine ve gerektiğinde yeni bir yol açabilmesine şahit oluyorsunuz. Özellikle “Miras” bölümünü okurken bunu çok net hissettim. Bir babanın evladına bıraktığı şeyin yalnızca evler, arsalar, paralar ya da soyadı olmadığını; sevgiyi gösterme biçiminden öfkesini yönetme şekline, özür dileme alışkanlığından sabah kahvaltı masasındaki sessizliğine kadar görünmeyen pek çok şeyin de kuşaktan kuşağa aktarıldığını anlatan satırlar üzerinde uzun uzun durdum. Çünkü insan bir çocuğa temas ettiğinde aslında kendi çocukluğuyla konuştuğunu fark ediyor.
Kitap yalnızca geçmişe bakmıyor elbette. Bugünün dünyasına da bakıyor. Üstelik oldukça gerçekçi bir yerden… Teknolojinin hayatlarımızı nasıl dönüştürdüğünü, aynı evin içinde yaşarken birbirimizden nasıl uzaklaşabildiğimizi, fiziksel olarak yan yana dururken duygusal olarak birbirimize erişemediğimizi anlatırken insan ister istemez kendi hayatını da düşünmeye başlıyor. Çocuğuyla aynı odada bulunduğu hâlde zihni sürekli başka yerlere savrulan anne babaları, bir bildirim sesiyle bölünen sohbetleri, ertelenen oyunları ve kaçırılan küçük anları… Belki de bu yüzden kitabın adı insana bu kadar dokunuyor: Gölgesi Yetmez.
Çünkü bazen bir çocuğun hayatında babasının var olması yetmiyor. Onun varlığını hissedebilmesi gerekiyor. Nitekim çocuklar babalarından kusursuz olmalarını beklemiyor. Her şeyi bilmelerini beklemiyor. Hiç hata yapmamalarını beklemiyor. Güçlü olmalarını, başarılı olmalarını, herkesten daha fazla kazanmalarını da beklemiyorlar aslında. Bir çocuğun ihtiyacı çoğu zaman bundan çok daha anlamlı bir yerde beliriyor: görülmek, duyulmak, önemsenmek ve ihtiyaç duyduğunda dönüp yaslanabileceği bir babanın varlığını hissedebilmek…
İsmail Tongar, sayfalar boyunca yalnızca çocuk yetiştirmeyi değil, çocukla ilişki kurmayı konuşuyor. Sadece davranışları değil, davranışların arkasındaki duyguları da konuşuyor. Ve bunu yaparken okurla omuz omuza yürüyen bir yol arkadaşlığı kuruyor. Kitabı bitirdiğimde dünyanın tüm çocuklarını kucaklama hissi oluştu bende…
Bu yüzden Gölgesi Yetmez’i yalnızca babalara değil; bir babayı anlamak isteyenlere, kendi çocukluğuna dönüp bakmak isteyenlere ve bir çocuğun kalbinde nasıl iz bıraktığını merak eden herkese tavsiye ediyorum.
Aile’mizden Aile’nize…


Yorumlar
Yorum Yap
Bu ürün için henüz yorum yapılmamış.

Çok Satanlar