Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik
Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik
Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik
Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik
Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik
Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik

AİLE YAYINLARI

Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik

5 İş günü içinde teslimat
Paylaş:
Hemen Al
WhatsApp
SEPETE EKLE
Kendinizle, eşinizle ve evladınızla sağlıklı bir bağ kurmaya hazır mısınız?
Doksan dokuz gün sürecek içsel yolculuk önerileri ve ailece uygulayabileceğiniz bağlanma temelli oyun ve etkinlikler, manevi bağınızı güçlendirecek esma dualarıyla harmanlanıyor. Bağlanma Günlüğü, duygu ve düşüncelerinizi kayıt altına alabileceğiniz ‘günlük’ formatıyla içinizdeki tüm bağları güvenli bir limana yanaştırıyor. Haydi o zaman aşk ile niyet ettik niyet eyledik; değişime, gelişime, ailece güzelleşmeye…
İncelediğiniz ürün ile birlikte bu ürünler de sepetinize eklenecektir!
Avantajlı Toplam
%36
Ürün Açıklaması
“Sorunlu” diye etiketlenen bir nesil mi? Yoksa sorumlulukları öğretilmemiş bir gençlik mi?” 
Bugün gençler hakkında konuşurken en çok kullandığımız kelime “sorun”. Ama ya sorun sandığımız şeyler, aslında anlaşılmamış gelişim süreçleriyse?
Dr. Ferhat Aslan, bu kitapta gençliği suçlayan dili ters yüz ediyor! Etiketlerin, beklentilerin ve yanlış ebeveyn tutumlarının bir gencin kimliğini nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
Ergen beyninin nasıl çalıştığını, gençlerin neden bildiğini yapamadığını, sorumluluğun neden hızlı gelişmediğini ve en önemlisi tüm bunların nasıl inşa edileceğini, bilimsel temeller ve gerçek hayat örnekleriyle açıklıyor.
“Sorunlu Değil Sorumlu Gençlik”,  gençleri düzeltmeye değil anlamaya, kontrol etmeye değil ilişki kurmaya, suçlamaya değil sorumluluk kazandırmaya çağırıyor. Z kuşağı gençlerinin anne-babalarına usulca fısıldıyor: 
“Evinizdeki gencin neye dönüşeceğine inanırsanız,  o genç öyle birine dönüşür.”
Karar bizim: Evimizdeki genç “sorunlu” mu olsun?
Yoksa “sorumlu” mu?

Neden Okuyalım?
Gençliği “sorun” olarak etiketleyen alışılmış bakışı sarsar, davranışın arkasındaki ihtiyacı görmeye davet eder.
Ergenliği bir kriz dönemi olmaktan çıkarır; insanın kendini inşa ettiği, iç dünyasını kurduğu bir oluş süreci olarak yeniden anlamlandırır.
“Biliyor ama yapmıyor” diye özetlenen davranışların ardındaki nöropsikolojik ve duygusal zemini fark ettirir.
Ebeveynin kullandığı dilin, beklentinin ve tekrarın bir gencin kimliğini nasıl inşa ettiğini ele alır.
Sorumluluğu bir zorunluluk ya da yük olarak değil, özgürlükle birlikte gelişen bir iç beceri olarak konumlandırır.
Dijital dünyanın genç üzerindeki etkisini yüzeydeki “ekran sorunu”ndan öteye geçirir; ait olma, görünür olma ve kabul edilme ihtiyacı üzerinden yeniden düşündürür.
Gençle kurulan ilişkinin, söylenen cümlelerden daha belirleyici olduğunu hatırlatır.
Evinizdeki gence dair “Bu çocuk neden böyle?” sorusunu “Ben ona nasıl bakıyorum?” sorusuna dönüştürür.

Editörün Gözünden
İnsan zihni, bir şeyleri anlamlandırmak için isimlendirme ihtiyacı ister. Tanımlar, sınıflandırır, ad koyar; böylece anladığını düşünür. Böyle yaptığında da sanki meseleyi çözmüş gibi rahatlar. Son yıllarda “z kuşağı” üzerine kurulan cümlelere bakıldığında, çoğu zihinde benzer ifadelerin hızla belirdiği görülür: sabırsız, dağınık, bağımlı, sorumluluk almak istemeyen… Ancak içimde bir yer, “z kuşağı” ile ilgili bu kadar kolay hüküm vermekten her zaman rahatsız oldu.
Dr. Ferhat Aslan’ın satırlarında, o ezberlenen tanımların akışı birden kesildiğinde yüzümde bir tebessüm oluştu. Sanki biri kolunuzdan tutup “Bir dur artık!” diyor, iyi ki de diyor. Nitekim bugünün insanı, gençlerin davranışları üzerine neredeyse fermanlar yazıyor. Bir gencin kapısını kapatmasını, sözünü kesmesini, susmasını ya da taşmasını tek başına bir problem olarak görmeye ne kadar da alışmışız. Oysa biraz durup baktığımızda, her davranışın arkasında bir ihtiyaç olduğunu fark ediyoruz. O konforlu genellemelerin içinden çıkıp, gençliğe dair yerleşmiş bakışları yeniden düşünmeye başlamanın vakti geldi de geçiyor bile…
Ben inanıyorum ki ergenliğe bakışınız bu satırlarla birlikte değişecek. “Zor dönem” olarak damgalanan o süreci, aslında bir oluş hâli olarak idrak etmeye başlayacaksınız. Zira dışarıdan bakıldığında kopuş gibi görünen pek çok şeyin, aslında içeride süren bir inşanın parçası olabileceğini fark etmek, insanın bakışını yavaş yavaş değiştirir. Dün aynı sofrada uzun uzun oturan çocuğun bugün odasına çekilmesini artık bir mesafe olarak değil, kendi alanını kurma çabası olarak göreceğinizi düşünüyorum.
Ayrıca ergenliğin yalnızca duygusal bir dalgalanma olmadığını; beynin yeniden yapılanmaya girdiği, eski yolların budandığı, yenilerinin inşa edildiği bir süreç olduğunu göreceksiniz. Dürtü kontrolünden karar verme becerilerine, ödül sisteminden sosyal onay ihtiyacına, ebeveyn tutumlarından sorumluluk alanına kadar pek çok içeriği gündelik hayatın içinden örneklerle okuyarak, bir gencin “bildiği hâlde neden yapamadığı”nı anlamaya başlayacaksınız. Sizi temin ederim ki kızdığınız, zorlandığınız pek çok davranışın yerini başka bir anlayış alacak.
Metnin en çok hoşuma giden tarafı ise şu oldu: Ne gençleri aklamaya çalışan bir savunma var ne de onları suçlayan bir üslup. Bir noktadan sonra meselenin, gençlerin ne yaptığından çok; onlara nasıl baktığınızla ilgili olduğunu anlayacaksınız. Çünkü aynı davranış, farklı bir bakışla bambaşka bir anlama bürünebiliyor.
Dijital dünyanın gençlik üzerindeki etkisi ise yadsınamaz bir noktada. Metinde; ekran kullanımı, sosyal medyanın kimlik inşasındaki rolü ve görünür olma ihtiyacı, altında yatan psikolojik dinamiklerle birlikte ele alınıyor. Böylece mesele, yasaklar ve sınırlardan çıkarak genci anlamaya doğru şekilleniyor.
Beklentinin, dilin ve tekrarın insanın zihninde nasıl iz bıraktığını fark etmek, metnin ilerleyen kısımlarında daha da belirginleşiyor. Birine sürekli “sorumsuz” demenin, yalnızca bir tespit değil, aynı zamanda bir inşa biçimi olabileceği düşüncesi insanı gerçeklerle yüzleştiriyor. Unutmayın ki insan, kendisine inanılan şeye doğru yürümeye başlar; çoğu zaman farkında bile olmadan.
Bu kitabı okudukça zihninizde tek bir soru kalacak: “Ebeveyn olarak evimdeki genci gerçekten görmeye hazır mıyım?” Çünkü görmek, bildiğini sandığın şeyleri bırakmayı gerektirir.  Metnin sonunda aynı evde, aynı gence, aynı cümlelere yeniden bakma ihtiyacı hissedeceksiniz. Ve belki de en önemlisi, acele etmeden eşlik edebilmeyi fark edeceksiniz.  Çünkü bazen bir insanı değiştiren şey, ona söylenenler değil; onunla kurulan ilişkidir.

Yorumlar
Yorum Yap
Bu ürün için henüz yorum yapılmamış.

Çok Satanlar