KUR'AN PSİKOLOJİSİ
“Çünkü Kur’an, inananlar için ancak bir şifadır.” (Fussilet, 44)
Fıtrat Pedagojisi kitabıyla yüz binlerce annenin yoluna ayet çiçekleri seren Hatice Kübra Tongar, bu defa Kur’an-ı Kerim’in sayfalarına bir psikolog olarak bakıyor.
Güvenli bağlanma, psikolojik rezilyans, öz değer inşası, duygusal regülasyon, mindfulness ve diğer psikolojik kavramlar, Kur’an’ın insan psikolojisini adım adım inşa eden yol haritasıyla muhteşem manalara bürünüyor.
Bu kitap, Kur’an’daki kısa sureleri; ruhun dağılmış parçalarını toplayan birer psikolojik şifa reçetesi olarak ele alıyor.
Okuruna; kaygıyı yatıştıran, öfkeyi sınırlandıran, değersizlik hissini onaran, insanı istikamete yerleştiren bir iç düzen haritası sunuyor.
Ruh sağlığına iyi gelecek öneriler, kısa surelerin satırlarından imbik imbik süzülüyor.
“Kur’an-ı Kerim, bir psikoloji kitabı değildir. Lakin her bir ayet, insana şifa reçeteleri sunan derin psikolojik anlamlar içerir. Zira Kur’an, insanı katman katman yaratan ve onun tüm ruhsal yollarını en başından bilip anlatan Yaratıcı’nın beyanıdır.”
Neden Okuyalım?
Kur’an’ı yalnızca okunan bir metin olmaktan çıkarır; insanın iç dünyasına temas eden, yaşanan bir rehbere dönüştürür.
Namazda her gün tekrar edilen kısa surelerin, bugünün insanının kaygılarına, kırılganlıklarına ve anlam arayışına nasıl karşılık verdiğini fark ettirir.
Ayetleri tarihsel bir anlatı olarak değil; insan psikolojisini düzenleyen, dengeleyen ve onaran bir iç yol haritası olarak ele alır.
Şükür, güven, sınır koyma, teslimiyet, öz değer, kibir ve körleşme gibi temel insani meseleleri; Kur’an’ın diliyle ama bugünün kavramlarıyla düşünmeye çağırır.
Ebu Leheb’i yalnızca lanetlenmiş bir figür olarak değil; her çağda yeniden üreyen bir zihniyet ve insanın içindeki karanlık eğilimler üzerinden okuma cesareti kazandırır.
Modern psikolojinin konuştuğu pek çok kavramın, Kur’an’da karşılığını bulan derin bir fıtrat bilgisinin parçası olduğunu gösterir.
Kur’an’ın emir ve uyarılarını kuru kurallar hâlinde değil; insan ruhunu koruyan, iyileştiren ve istikamete yerleştiren bir merhamet diliyle sunar.
NAMAZ PSİKOLOJİSİ
Dr. Senai Demirci, psikoterapist kimliğiyle, namazın bilinen şeklinin sakladığı varoluşsal akışın çağıltılarını dinliyor. Jung’dan Mevlana’ya, İbni Arabi’den Saint Exupery’ye uzanan insanlığın tefekkür birikimini kıyamın gövdesine giydiriyor. Namazın hareket ve sözlerinde kodlanan meditasyon derinleşmelerini keşfe çıkıyor. Tasavvufta ‘sema’ diye bilinen minnet duyuşu ve hayret coşkusunu ‘salât’ın avuçlarına koyuyor.
Namazın daha çok dindar olmaya değil daha çok insan olmaya çağırdığını hatırlatıyor.
“Varlığın göğsünü kabartıyorsun. Başını evrenin göğsüne koyup göksel kalbin canlı atışlarını duyuyorsun. Yıldızlar doğuran dönüşümleri, galaksiler deviren devrimleri hayatının nabzına taşıyorsun. Her an taze nefes almanın coşkusuyla sıradanlığın gömleğini yırtıyorsun. Seni nesneleştiren alışkan benliğinden sıyrılıyorsun. Özdeğerini ayağa kaldırıyorsun. Tazeleniyorsun. Yüzünü, yeryüzünden alıp Yâryüzü'ne yaslıyorsun…”
BU KİTABI NEDEN OKUYALIM?
Namazı yalnızca bir ibadet ritüeli olarak değil, insanın ruhunu arındıran ve Yaradan’a yaklaşmasını sağlayan bir yolculuk olarak ele alır.
Hayatın kaotik akışında namazın, insanı huzura, dinginliğe ve sakinliğe davet eden bir durak olduğunu gösterir.
Kıyamdan secdeye kadar her namaz hareketinin ve tüm namaz vakitlerinin insanın hayatına dair derin mesajlar taşıdığını anlatır.
Namazı sıradan bir alışkanlıktan çıkararak, anlam dolu bir deneyime dönüştürmenize yardımcı olur ve namazla olan bağınızı daha güçlü ve anlamlı bir hâle getirir.
Gündelik yaşamın zorlukları arasında namazın ruhsal bir terapi olarak nasıl işlev gördüğünü gösterir.